nezih kitabevi

“basına, kamuoyuna ve tüm ilgililere;

geçtiğimiz üç ay içerisinde hiç beklemediğimiz bir yaklaşımla karşılaştık.

bir süreden beri underground poetix okurlarından gelmekte olan mailler sonrasında nezih kitabevi’ nde, berfin cemiloğlu ile başlayan dönemde underground poetix’ in yeni sayısının bulunmadığı ve sipariş etme isteklerinin de çeşitli farklı sebeplerle reddedildiğini öğrendik.

senelerdir sorunsuz bir şekilde çalıştığımız ve yakın zamanda bir ingiliz şirketi tarafından satın alındığını öğrendiğimiz nezih kitabevi’ nin bu yaklaşımını başlangıçta anlayamasak da, sonrasında yapılan görüşmelerde bunun dergi talebinde bulunan okuyuculara açıkça söylenmemekle birlikte, ne hoş bir takiye, dergi içersinde yer verilen çeşitli görsellerden ve dergi dilini gayri ahlaki bulmalarından kaynaklandığını öğrendik.

bizim bildiğimiz, ve çalışmakta olduğumuz kurum, nezih kitabevi , bildiğimiz kadarı ile bir kitabeviydi. kitabevi ile ahlak zabıtalığı arasında da bir fark olduğunu düşünüyoruz.

ve bizler tam da bugüne denk düşen bu davranış kalıbını zamanlaması açısından oldukça dikkate değer buluyoruz. underground poetix ile başlayan bu mekanizmanın ileride ne şekilde evrileceği ve nerelere dayanacağı tüm yayıncıları ve okurları ilgilendiren bir noktadadır. cabası ise içerde sattıkları yüzlerce çeşit yabancı yayın organıdır! ki yeterince “müstehcenlik” barındırmaktadırlar, nezih kriterleri baz alınırsa!

merak ettiğimiz nokta nezih kitabevi’ nin bukowski, genet ve diğer edebi ürünlere raflarında nasıl yer verebileceği, sipariş vermeden önce tüm dergileri ve kitapları tek tek, sayfa sayfa inceleyip sansür mekanizmasına uygun olmayanları nasıl ayıklayacağıdır.

abdülhamit’ in sansür mekanizmasını anımsatan, zaman içersinde kitle histerizasyonları ile nazi propaganda bakanı goebbels zamanındaki meydanlarda kitap yakmalara kadar uzanabilecek bir sürecin başındaki nezih kitabevi ,artık kendileri ile çalışmayı tek taraflı kesmiş bile olsak, durumunu yeniden değerlendirmeli ve özeleştiri vermeli, bunu da kamuoyu ile paylaşmalıdır. aksi takdirde, biz bulunduğumuz her platformda, elimizdeki tüm imkanlarla bu softalığı ifşaa etmeye devam edeceğiz.

underground poetix’e yönelik bir yaklaşım olarak başlayıp çok farklı ve tatsız mecralara sürüklenebilecek bu yaklaşıma karşı tüm okurları, yayınevlerini ve özgür düşünceli insanları nezih kitabevi’ni boykota çağırıyoruz !

underground poetıx “

mimar sinan guzel sanatlar universitesi

fen-edebiyat fakültesini taşımaya başladığı yer yüzünden öğrencilerinden çok ağır laflar yiyen okul. kardeşim tamam anladık bahçeşehir ne yaptı etti o binayı da kaptı da, böyle mimarlık bölümü olan okul nasıl olur da böyle rezalet bir binayı çıkarabilir ortaya? bildiğin avm çakması birşey olup çıkmış.

yakıştıramadım bunu okuluma...

sons of anarchy

bana ciddi dizi bağımlılığı nedir öğreten dizi. üç günde iki sezonu yuttuktan sonra aylardır beklediğim üçüncü sezonun başlamasına çok az bir zaman kaldı.*

dizi bir çok eleştirmen tarafından sopranos'un deri ceketli ve harleyli hali olarak tanımlansa da bundan çok daha fazlası var kesinlikle dizide. ikinci sezon tam zirve noktasında bitmişti, bakalım üçüncü sezona nasıl başlayacaklar...

godspeed you black emperor

çok fazla uzun şarkılara tahammülü olan biri değildim bu grupla -grup demek az geliyor ama- tanışana kadar. keşke sadece o zevkimi değiştirmiş olsalardı, lanet olasılar resmen merkezinde yer açtı kendine müzik zevkimin. herşey başka, onlar başka o günden beri... bir dead flag blues çalalım da neşemiz(!) yerine gelsin...

tanım: kanadalı art-rock grubu*

alan moore

ne yapsa okurum, izlerim, dinlerim diyeceğim süper yetenekli sihirbaz. bu sihirbaz tanımını kendisi koymuştur. nedenini de the mindscape of alan moore belgeselinde çok güzel bir şekilde anlatıyor -ki izleyince hak vereceksiniz. çok ağır abimizdir, karşı kültür gurusu denecek kadar coşmuş ve neredeyse her alana el atmıştır.

son zamanlarda dodgem logic ismiyle çıkarttığı dergisiyle ve unearthing isimli ilginç projesiyle ilgilenmektedir. takipteyim, ne yapsa bulurum, o derece...

murat murathanoglu

31.08.2010 türkiye-yunanistan maçını neredeyse izlenilmez hale getirmiştir. tamam anlıyorum heyecanlısın, önemli maç felan da kahvede yorum yapar gibi yorum yapmasan nolurdu sanki? adın üstünde yorumcusun, kendini bu kadar yırtmana, tv'den izleyenleri sesi kapatmak zorunda bırakmana gerek yoktu.

nasıl bir heyecan yaptıysan her pozisyonda itiraz edecek birşey buldun, dakikada bir kez bağırmazsan rahat edemedin, maç sonrasında da "sesim kısıldı abi sen yorumla" diye sunucuya pası attın. yakıştı mı? bir de o kadar tecrübeli adamsın yorumculukta, böyle basit ergen heyecanlarınla şöyle heyecanlı, basket zevkini en çok alabileceğimiz nadir maçlardan birini rezil etmesen ne olurdu sanki?

neyse, maçtan önce sakinleştirici alırsa daha da başarılı yorumlar yaparsın diye düşünüyorum, bir dene istersen.

kaybedenler kulubu

tolga örnek'in yönetmenliği ile belgesel olmaya doğru giden bir kadıköy efsanesi.

şöyle bir duyuru var hakkında;

ekip film yeni filmini sunar: kaybedenler kulübü

90’lı yıllarda kaybedenler kulübü - bir nevi radyo programı - adıyla mete avunduk ve kaan çaydamlı’nın hazırlayıp sunduğu program, 2011 senesinde eğlenceli bir film olarak vizyona girmeye hazırlanıyor.

filmin senaryosu mehmet ada öztekin ve tolga örnek tarafından yazılmaktadır ve yönetmenliği tolga örnek tarafından yapılacaktır.

oyuncu ve yapım detayları hakkında detaylı bilgiyi önümüzdeki günlerde kaybedenler kulübü grubumuzda* görebilirsiniz. umarım yeterli olmuştur.

beklemedeyiz bakalım...

underground poetix

mevsimlik karşı kültür neşriyatı.

son cilde* bakacak olursak kadro şu şekildedir;

genel yayın yönetmeni: kaan çaydamlı - şenol erdoğan

editör: şenol erdoğan

kerem kamil koç - mayıs aru - rafet arslan - bela presente

web sitesi: http://undergroundpoetix.wordpress.com

kadikoy underground poetix

4. cildinden itibaren ismini sadece underground poetix olarak değiştirmiş ve şu anda mevcutta 6. cildi bulunan karşı kültür neşriyatı. her ciltte daha da abartarak yoluna devam eden, kimseye eyvallahı olmadan karşı kültür adına ne var ne yok herkesin önüne serer. takip etmeyen çok şey kaçırır ama takip edenler de okuduktan sonra asla eskisi gibi olmayı beceremezler.

i got erection

turbonegro'nun bir maç izlerken bir de sevişirken dinlenilmesi gereken şarkısı. normal zamanlarda dinlenildiğinde sorunlara yol açabiliyor.

fc st. pauli

bundesliga'ya çıktığı gün hayvanlar gibi sevinmeme neden olan takım. bir adana demirspor bir de st. pauli'dir benim için futbolda zevk veren şeyler. ölmeden önce yapılması gerekenler listemde en az bir maçını millerntor'da izlemek var. olması umuduyla...

portishead

çevrenizde hiç kimse yokken bunlar vardır. bu grup neşeli eğlenceli tiplere gelmez, ama acı çekmeye başladığınız an, gökyüzü kararmaya başladığı an tepenizde dikilirler. o anda size iki seçenek bırakırlar; ya nefret edeceksiniz ya da onlarla birlikte kafanızı zifire gömeceksiniz.